Uluslararası fotoğraf yarışmalarında aldığı ödüller ve deneysel üretim diliyle dikkat çeken Esra Mengülerek, fotoğrafı yalnızca bir görüntü üretim aracı olarak değil; bellek, mekân, beden ve çevresel izler üzerine düşünsel bir araştırma alanı olarak ele alıyor. Siyah-beyaz fotoğraf, kolaj ve baskı tekniklerini bir araya getiren sanatçı; insan ile mekân arasındaki kırılgan ilişkiyi, terk edilmişlik hissini ve doğanın taşıdığı hafızayı katmanlı bir görsel dille yeniden yorumluyor. BASE, Artweeks ve Contemporary İstanbul gibi önemli platformlarda yer alan; Monochrome Photography Awards ve Annual Photography Awards’ta ödüller kazanan Mengülerek ile üretim pratiğini, ilham kaynaklarını ve günümüz görsel kültüründe yaratıcı olmanın ne anlama geldiğini konuştuk.
Kendinizden ve üretim pratiğinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Merhaba, ben Esra Mengülerek. Fotoğraf sanatçısıyım. Eğitim sürecim boyunca farklı üretim alanlarıyla ilişki kurdum fakat zamanla fotoğrafın ifade biçimime daha yakın olduğunu fark ettim. Üretim dilimden kısaca bahsetmem gerekirse siyah beyaz fotoğraf, kolaj ve alternatif baskı teknikleriyle çalışıyorum. Üretimlerimde daha çok mekan ve dönüşüm kavramları üzerine yoğunlaşıyorum. Özellikle insanın bıraktığı izler, terk edilmiş yapılar ve doğayla kurduğumuz kırılgan ilişki işlerimde tekrar eden meseleler arasında yer alıyor.
Fotoğrafla kurduğunuz ilişki zaman içinde nasıl dönüştü?
Fotoğrafla ilk temasım daha çok gördüğüm şeyi anlamaya ve kaydetmeye çalıştığım bir yerden başlamıştı fakat zamanla bu ilişki daha düşünsel bir yere evrildi diyebilirim. Şimdi benim için sadece bir görüntü üretmekten çok bir mekanla, yüzeyle ya da hisle nasıl temas kurduğumu ve aktardığımı ifade ettiğim bir alana dönüştü. Hala bir tür düşünme biçimi aslında ama artık süreçle ve dönüşümle kurduğum ilişki daha belirleyici hale geldi.
Siyah-beyaz fotoğrafın güçlü bir ağırlığı var işlerinizde. Renkten uzaklaşmak sizin anlatım dilinizi nasıl etkiliyor?
Siyah beyaz benim için eksiltmekten çok yoğunlaştırmakla ilgili. Renk bazen görüntünün duygusunu çok hızlı belirleyebiliyor. Siyah beyazda ise daha zamansız ve daha kırılgan bir alan açıldığını hissediyorum. Işık, doku ve boşluklarla daha güçlü bir ilişki kurabiliyorum. Bu da işlerimle asıl aktarmak istediğim durumları daha görünür kılıyor.
Günümüzde herkesin sürekli üretimlerini paylaştığı ve görünür olmaya çalıştığı bir çağda yaratıcı olmak sizi nasıl etkiliyor? Bu yoğunluk size ilham mı veriyor yoksa zaman zaman uzaklaşma ihtiyacı mı hissettiriyor?
Bir yandan çok besleyici bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Farklı üretimleri görmek ve bunlardan beslenmek gerçekten keyifli. Ama bir yandan da yaşadığımız dönemde sanki üretimin kendisinden çok hızın önemsendiği bir yerdeyiz. Bu yüzden zaman zaman geri çekilme ihtiyacı hissettiğim oluyor. Çünkü benim için üretim daha yavaş ilerleyen; düşünmeye, araştırmaya ve denemeler yapmaya ihtiyaç duyduğum bir süreç. O hızlı tüketim halinin içinden bazen biraz uzaklaşıp kendi alanımı korumaya çalışıyorum diyebilirim.

Doğa ile insan arasındaki çatışmalı ilişki ve çevresel hafıza çalışmalarınızda önemli bir yer tutuyor. Fotoğrafın bu konularda nasıl bir farkındalık yaratabileceğini düşünüyorsunuz?
Fotoğrafın bu konuda güçlü bir tanıklık kurabildiğini düşünüyorum. Özellikle yaşanabilir hale getirmeye çalıştığımız ya da yaşanamaz hale dönüştürdüğümüz mekanlara baktığımızda, aslında doğayla ne kadar sert bir ilişki kurduğumuzu daha net görebiliyoruz. Gündelik akış içinde çoğu zaman bunun farkına varmıyoruz ama biraz uzaklaşıp baktığımızda mekanların taşıdığı izleri ve işgal ettiğimiz alanları görebiliyoruz. İnsanların uzaklaşmadan da o izlerle temas edebilmesi benim için önemli.
Uluslararası fotoğraf yarışmalarında aldığınız ödüller kariyerinizde nasıl bir etki yarattı? Özellikle Monochrome Photography Awards ve Annual Photography Awards süreçleri sizin için nasıl geçti?
Özellikle üretimlerimin uluslararası bir alanda görünür olması benim için motive ediciydi. Monochrome Photography Awards ve Annual Photography Awards süreçleri, yaptığım işlerin farklı coğrafyalarda da karşılık bulabildiğini görmek açısından önemliydi.
Sizi etkileyen ya da ilham aldığınız yerli ve yabancı fotoğraf sanatçıları kimler? Özellikle görsel dilinizi şekillendiren isimler oldu mu?
Ebru Ceylan, Murat Germen, Candida Höfer ve Andreas Gursky’nin üretimlerine yakın hissediyorum kendimi. Özellikle mekan, hafıza ve insanın bıraktığı izlerle kurdukları ilişki beni etkiliyor.
Bugünden geriye dönüp baktığınızda, fotoğrafla kurduğunuz ilişkinin ilk dönemindeki üretimleriniz ile bugünkü işleriniz arasında nasıl bir dönüşüm görüyorsunuz?
Zamanla fotoğrafla kurduğum ilişki dönüşüm içine girdi. Önceleri daha çok mekanın bana gösterdiği şeylerle ilgileniyordum. Şimdi ise biraz daha temas ettiğim, müdahale ettiğim ve dönüşümünü izlediğim bir yere evrildi üretimlerim. Özellikle alternatif baskı teknikleriyle birlikte süreç benim için daha önemli hale geldi. Görüntünün yüzeyde nasıl değiştiği, malzemenin neye izin verdiği ya da kontrol edebildiğim şeylerin ortaya çıkışı üretim pratiğimi daha fazla beslemeye başladı.
Son olarak, Favor kullanıcılarına güncel bir sergi önerisinde bulunmak ister misiniz?
Yakın zamanda Kerim Süner’in ‘Ne Zaman’ sergisini çok sevdim. Fotoğraf teknikleriyle kurduğu ilişki ve üretimin fiziksel tarafını görünür kılması sergide en çok dikkatimi çeken şeylerden biriydi.
Hicran Aksöz’ün küratörlüğünü yaptığı ‘Barı-n/m-ak’ sergisini de söyleyebilirim. Sergi, barınma hakkı ve birlikte yaşam fikri üzerinden oldukça güçlü bir dayanışma alanı açıyor.

