Ahmet Hamdi Başsöz, insanı merkeze alan figüratif üretimleriyle beden, zihin, hafıza ve inanç gibi kavramları sorgulayan bir sanatçı. Geleneksel baskı tekniklerini alternatif yöntemlerle bir araya getiren Başsöz, her üretimde farklı sonuçlar ortaya çıkaran süreçleri kullanarak katmanlı ve düşünsel bir görsel dil kuruyor. Contemporary İstanbul, Artweeks ve Taksim Sanat gibi önemli platformlarda yer alan sanatçıyla üretim pratiğini, ilham kaynaklarını ve günümüz sanat ortamındaki deneyimlerini konuştuk.
Kendinizden ve üretim pratiğinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Ben Ahmet Hamdi Başsöz. Eserlerimde oluşturduğum kompozisyonları genelde buluntu fotoğraflardan ve kendi arşivimden oluşturmaktayım. Daha çok figüratif çalışan bir sanatçıyım. Üretimlerimde hafıza, kimlik, aidiyet ve depersonalizasyon gibi kavramlara odaklanıyorum. Karakalem, yağlı boya ve alternatif baskı tekniklerini bir araya getirerek insanın kendisiyle ve geçmişiyle kurduğu ilişkiyi araştırıyorum.
Eserlerinizde hafıza, beden, inanç ve zihin gibi kavramlar iç içe geçiyor. Bu kavramlar arasında sizi en çok meşgul eden soru nedir?
Beni en çok düşündüren soru, kişiliğimizin ve kimliğimizin ne kadarının bize ait olduğu. Hafızamızın, yetiştiğimiz çevrenin, inançlarımızın ve maruz kaldığımız deneyimlerin bizi nasıl dönüştürdüğünü merak ediyorum. Üretimlerimde de bu dönüşümlerin izlerini, insanın kendisiylekurduğu ilişkiyi ve zaman içinde nasıl değiştiğini araştırıyorum.
Depersonalizasyon kavramı üretimlerinizde dikkat çeken başlıklardan biri. Bu konuya ilgi duymanıza neden olan kişisel ya da düşünsel çıkış noktaları nelerdi?
Depersonalizasyon, insanın kendine yabancılaşması ve bu durum içerisindeyken ortamdan ve zamandan soyutlama durumu aslında ve bu durum kişisel bir farkındalıkla başladı. İnsanlardan da aldığım tepkiler ve konuşmalar sonucunda herkesin aslında yaşadığı bir durum olduğunu fark ettim. Üretim motivasyonu açısından bu beni etkiledi.

Baskı tekniklerinde kontrol ile tesadüf arasında ilginç bir ilişki vardır. Alternatif baskı yöntemlerinin sunduğu öngörülemezlik, üretim sürecinizi ve sonuçla kurduğunuz ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Bu tekniklerde sonuçtan çok süreçle ilgileniyorum. Her şeyin kontrol edilmeye çalışıldığı bir dönemde, alternatif baskı yöntemlerinin sunduğu öngörülemezlik benim için bir özgürlük alanı yaratıyor. Tesadüfleri bir hata olarak değil, üretimin doğal bir parçası olarak görüyorum. Ortaya çıkan beklenmedik sonuçlar da çoğu zaman işi yönlendiren ve zenginleştiren unsurlara dönüşüyor.
Çalışmalarınızda sıkça gördüğümüz insan ve hayvan figürleri, bazen bir anlatının karakterleri gibi, bazen de semboller gibi görünüyor. Bu figürler sizin için neyi temsil ediyor?
İnsan figürü benim için hafıza, kimlik ve aidiyet gibi meseleleri araştırmanın en doğrudan yolu. Hayvan figürleri ise belirli semboller olmaktan çok, insanın iç dünyasını ve düşünce biçimlerini görünür kılan metaforlar olarak yer alıyor. Bu figürler aracılığıyla kesin anlamlar üretmekten ziyade, izleyicinin kendi deneyimleriyle ilişki kurabileceği alanlar açmaya çalışıyorum.
Eserlerinizdeki figürler nereden geliyor, ilham kaynaklarınız neler?
Eserlerin üretim sürecinde aslında buluntu fotoğraflardan yararlanıyorum. Bu buluntu fotoğrafları pazarlardan, sahaflardan toplamayı tercih ediyorum. Hiç bana ait olmayan benimle yakınlığı olmayan hikayeleri ve kişileri, kendimce hikayeleştirerek ne olabilirdi nasıl hatırlanabilirdi gibi bir okuma yapıyorum. Beni özellikle motive eden konulardan biri de bu fotoğraflar bazı notları barındırabiliyor. Onun dışında bazı yerleri kırpılmış veya yırtılmış oluyor. Bunlar da beni fotoğraf bulma konusunda motive eden şeyler.

Bir işiniz üzerinde çalışırken önce kavramsal çerçeve mi oluşuyor, yoksa malzeme ve teknik sizi yeni düşüncelere mi götürüyor?
Önce kavramsal çerçeve oluşuyor. İlgilendiğim konular üzerine araştırma yapıp onları kendi dünyamda anlamlandırmaya çalışıyorum. Ardından da bu düşünceyi en doğru şekilde aktarabilecek teknik ve malzemeyi seçiyorum.
Contemporary İstanbul, Artweeks ve farklı sergi deneyimleri yaşadınız. Bu süreçler size sanat üretmek ile sanat dünyasında var olmak arasındaki ilişki hakkında neler öğretti?
Üretimlerimde kendi kurduğum bir dünya var ve bu dünyanın içinde sürekli yeni arayışlar içindeyim. Ancak günün sonunda bu işleri farklı izleyici gruplarıyla paylaşmak da istiyorum. Sergi deneyimleri, üretimin kişisel bir süreç olduğunu ama işlerin izleyiciyle buluştuğunda yeni anlamlar kazandığını görmemi sağladı.
Sanatı bir cevap üretme alanı olarak mı yoksa bir sorgulama alanı olarak mı görüyorsunuz?
Aslında öğrencilik döneminde daha çok sonuçlara ve cevaplara odaklandığım bir dönem vardı. Şu anda daha çok sorguladığım ve sürece odaklandığım bir dönemin içindeyim. Hatalarıyla doğrularıyla daha çok süreçten faydalandığım bir dönem.
Son olarak, Favor kullanıcılarına şu sıralar mutlaka görülmesi gerektiğini düşündüğünüz bir sergi önerisinde bulunmak ister misiniz?
Olimpos Sergileri IV: Natürmort
O gün çok yağmur yağdı - Zilberman


