Favor’un haftalık sanat bültenine hoş geldin!
Bu sayımızda Dirimart Pera’nın güncel sergisi “Jöle (Jelly)”den Ali Can Kocayiğit’in sanat yaklaşımına kadar birçok noktaya odaklanıyoruz. Posta kutunuza bir sanat kapsülü bırakıyoruz 💌
İyi okumalar,
Favor Ekibi
Kuşbakışı
- Venedik Bienali’ne İsrail’in katılımını protesto eden grev kapsamında 18’den fazla ülke pavyonu geçici veya kısmi olarak kapatıldı. Art Not Genocide Alliance tarafından organize edilen eyleme 237 sanatçı, küratör ve sanat emekçisi destek verdi. Protestolar, İsrail’in kültürel alanda “normalleştirilmesine” karşı çıkarken aynı zamanda bienal çevresindeki güvencesiz çalışma koşullarına da dikkat çekti. Okumak için.
- Venedik Bienali’nin ön izleme günlerinde, İsrail ve Rusya pavyonları etrafında büyük protestolar gerçekleşti. İsrail pavyonu önünde 200’den fazla kişinin katıldığı gösterilerde bienal yönetimine “art-washing” eleştirileri yöneltildi ve pavyonun kapatılması çağrısı yapıldı. Aynı zamanda sanatçılar, Gazze’de hayatını kaybeden sanatçılarla dayanışma amacıyla ses performansları düzenledi.Rusya pavyonu önünde ise Pussy Riot ve FEMEN protesto düzenleyerek pavyonun geçici olarak kapanmasına neden oldu. Protestolar, bienal jürisinin siyasi baskılar sonrası Altın Aslan ödüllerini vermeme kararı ve İsrail’in bienale katılımına yönelik artan boykot çağrılarıyla birlikte, bu yılki bienalin oldukça gergin bir atmosferde başladığını gösteriyor. Daha fazlası için.
- Cupid complaining to Venus adlı Lucas Cranach the Elder tablosunun, 1940’larda Adolf Hitler’ın Münih’teki özel dairesinde asılı olduğu ortaya çıktı. Bugün National Gallery koleksiyonunda bulunan eser, savaş sonrası bir Amerikan gazetecisi tarafından Almanya’dan ABD’ye kaçırılmıştı. Tablonun Nazi dönemindeki gerçek kökeni hâlâ bilinmiyor. Araştırmacılar, eserin büyük ihtimalle Yahudi bir koleksiyonerden zorla alındığını ya da baskı altında satıldığını düşünüyor. National Gallery ise yıllardır eserin problemli provenance geçmişini açık şekilde araştırdığını belirtiyor. Detaylar için.
Bir Sergi

Geçtiğimiz hafta açılan, haftasonu ziyaret etme fırsatı bulduğumuz Olivia Sterling’in İstanbul’daki ilk kişisel sergisi Jöle (Jelly)’ye Dirimart ev sahipliği yapıyor. Dirimart’ın Beyoğlu’ndaki mekanına girer girmez ilk bakışta sergi “tatlı, eğlenceli ve rengarenk tablolardan” oluşuyormuş gibi görünüyor. Fakat bu imgelerin altında gerilim, güç ilişkileri ve kırılganlıklar yatıyor. Jöle, özellikle kimlik, temsil ve beden politikalarının daha yüksek sesle tartışıldığı güncel kültürel atmosfer içinde, gündelik olanın içine yerleşmiş şiddet biçimlerini görünür kılmasıyla dikkat çekiyor.
Londra’da yaşayan Sterling, çağdaş resim pratiğinde gündelik yaşamın içine yerleşmiş ırksal gerilimleri, sınıf ilişkilerini ve tüketim kültürünü mizah, abartı ve parlak renklerle ele alan sanatçılar arasında öne çıkıyor. Goldsmiths, University of London mezunu olan sanatçı; son yıllarda Avrupa ve Amerika’daki önemli kurum ve galerilerde gerçekleştirdiği sergilerle dikkat çekiyor. Sterling’in pratiği uzun zamandır gündelik hayatın içine yerleşmiş örtük hiyerarşileri, ırksal kodları ve tüketim kültürünü inceliyor. Sanatçının resimlerinde yiyecekler yalnızca estetik nesneler olarak değil; arzu, kontrol ve nesneleştirme biçimlerinin taşıyıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Lekeler, taşan sıvılar, ezilmiş meyveler ve yoğun canlı renkler; hem çekici hem de rahatsız edici bir atmosfer yaratıyor.
Serginin merkezindeki “jöle” metaforu ise tam da bu akışkanlık hissini temsil ediyor. Form değiştiren, kolayca bozulan ve sabit kalamayan yapısıyla jöle; Sterling’in kimlik, beden ve toplumsal roller üzerine kurduğu görsel dilin bir uzantısına dönüşüyor. Sanatçı, canlı ve iştah açıcı görünen yüzeylerin zamanla parçalanmasını, kontrol edilmesini ve dönüştürülmesini; güç ilişkilerinin nasıl işlediğine dair bir metafor olarak kullanıyor.
Sterling’in resimlerinde mizah da önemli bir rol oynuyor. İlk anda absürt ve oyunbaz görünen sahneler, izleyiciyi yavaşça daha rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor: Kim bakıyor, kim tüketiliyor, kim tanımlıyor? Sanatçının kullandığı harfler ve renk kodları da, ırk ve kimlik kavramlarının dil aracılığıyla nasıl kurulduğunu görünür hale getiriyor.
Arzu ile rahatsızlık, güzellik ile çözülme arasında gidip gelen Jöle, kimliklerin ve anlamların ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan yoğun bir görsel dünya kuruyor.
Sergiyi 14 Haziran 2026’ya kadar Dirimart Pera’da görmenizi öneriyoruz.
Bir Sanatçı (LOST İş birliğiyle)

“Üretim pratiğim, belleğin yalnızca hatırlanan bir içerik değil, zamanla bozulmuş, bastırılmış ya da yeniden kurulmuş görsel yüzeyler üzerinden çalıştığı fikrine dayanıyor. Analog ya da dijital tüm kayıt sistemlerinin yalnızca veri depolamadığını, aynı zamanda eksiltme, dışlama ve çarpıtma ürettiğini düşünüyorum. Bu yüzden işlerimde görünen kadar silinen, hatırlanan kadar bastırılan, sabitlenen kadar bozulan katmanlar da belirleyici. Görsel olanı bilgi olarak değil, iz olarak ele alıyor ve her seferinde temsilin tamamlanamaz yapısını vurgulamayı önemsiyorum.”
Şehirlerde Bu Hafta
- Cannes!, Ara Güler Müzesi, 22 Nisan - 11 Ekim (İstanbul)
- Bitmeyen Emek Bitmeyen Zaman, Kasa Galeri, 24 Nisan - 30 Mayıs (İstanbul)
- Temenos: İç Deniz, Zeyrek Çinili Hamam, 17 Nisan - 30 Ağustos (İstanbul)
- Suyun Kıyısında | Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı, Pera Müzesi, 5 Mart - 23 Ağustos 2026 (İstanbul)
- Baktığı Yerde Başka Bir Dünya | Feruz Ertürer, Bulgur Palas, 13 Şubat - 16 Ağustos (İstanbul)
- İskele Sergileri | Sonsuz Bağlantılar - Vahap Avşar, Karşıyaka Vapur İskelesi, 13 Mart - 30 Haziran (İzmir)
- Ferahfeza, Odunpazarı Modern Müze (OMM), 29 Kasım 2025—13 Eylül 2026 (Eskişehir)
- Yeniden Başla, Eldem Sanat Alanı | FIRIN, 28 Mart - 7 Haziran 2026 (Eskişehir)
- Alâka dairedeki ayrı noktalardır*, İMALAT-HANE, 14 Mart - 23 Mayıs 2026 (Bursa)
- Sınır Hafızası: Van’da Ölümle Yaşam Arasında Kimsesizliğin İzlerini Sürmek, Tariria Kültür Sanat ve Gastronomi Merkezi, 9 - 24 Mayıs 2026 (Van)
- Üçüncü Zemin, Odd Art Space & LOST (Less Ordinary Studio), 2 Mayıs - 6 Haziran 2026 (Tekirdağ)


