KOLEKTİF
Farklılıkların Yan Yana Gelme Hâli
Sanat çoğu zaman bireysel bir alanda başlar. Sanatçı kendi belleğinden, deneyimlerinden, yaşadığı zamandan ve dünyayla kurduğu ilişkiden hareket eder; kendi görsel dilini oluşturur. Ancak sanat yapıtı atölyeden çıktığı andan itibaren yalnızlığını geride bırakır. Başka yapıtlarla, başka düşüncelerle ve başka bakışlarla karşılaşır. Sergi mekânı tam da bu karşılaşmanın gerçekleştiği yerdir.
KOLEKTİF, böyle bir karşılaşma düşüncesinden doğdu.
Mahir Güven, Altan Çelem, Saim Erken, Beyza Boynudelik, Burçin Erdi, Alp Tamer Ulukılıç, Didem Ünlü ve Bahri Genç; farklı kuşaklardan, farklı deneyimlerden ve farklı sanatsal yaklaşımlardan gelen sekiz sanatçı. Onları bir araya getiren şey ortak bir üslup ya da birbirine benzeyen üretimler değil. Tam tersine, her birinin kendi dünyasını ve sanatsal tavrını koruyarak ortak bir alanda var olabilmesi.
Bu nedenle KOLEKTİF sözcüğünü bir birliktelikten çok bir karşılaşma biçimi olarak düşünüyorum.
Çünkü kolektif olmak aynı düşünmek değildir. Aynı estetik dili kullanmak, aynı meselelerin çevresinde dolaşmak ya da ortak bir biçim anlayışında buluşmak hiç değildir. Kolektif olmak, farklılıkların birbirini ortadan kaldırmadan yan yana gelebilmesidir. Bir yapıtın diğerinin alanına girmesi, bazen onunla konuşması, bazen ona karşı çıkması, bazen de hiç beklenmedik bir ilişki kurmasıdır.
Sergide yer alan her sanatçı kendi görsel evrenini beraberinde getiriyor. Resmin yüzeyi kimi zaman belleğin izlerini taşırken kimi zaman gündelik hayatın, kentin, insanın, doğanın ya da kişisel deneyimlerin alanına dönüşüyor. Figür ile soyutlama, gözlem ile sezgi, gerçeklik ile sanatçının iç dünyası arasında farklı geçişler ortaya çıkıyor. Bu farklılıklar serginin çözülmesi gereken bir problemi değil, tam tersine temel dinamiğini oluşturuyor.
Bir sergide yapıtların yan yana gelmesi hiçbir zaman yalnızca fiziksel bir yerleştirme değildir. Her karşılaşma yeni bir anlam ihtimali yaratır. Tek başına başka türlü okuduğumuz bir resim, yanına başka bir sanatçının yapıtı geldiğinde farklı bir ses kazanabilir. Renkler birbirine yaklaşır, biçimler karşılık verir, boşluklar konuşmaya başlar. Bazen benzerlikler belirir, bazen karşıtlıklar daha görünür hâle gelir.
KOLEKTİF'in asıl alanı da bu ilişkilerin arasında oluşuyor.
Burada önemli olan sekiz ayrı sanat pratiğini tek bir küratöryel düşüncenin içine sıkıştırmak değil; aralarında hareket edebilecek bir alan açmak. İzleyicinin de bu alanın içinde kendi bağlantılarını kurmasına izin vermek.
Belki de bugün birlikte üretmenin ve birlikte görünür olmanın anlamını yeniden düşünmek gerekiyor. Bireyselliğin giderek daha fazla öne çıktığı bir zamanda kolektif yapı, bireyselliğin karşıtı olmak zorunda değil. Aksine, güçlü bireysel seslerin birbirini bastırmadan yan yana durabilmesinin bir yolu olabilir.
Bu nedenle KOLEKTİF'i tamamlanmış bir yapı olarak değil, devam eden bir süreç olarak görüyorum.
Valör Sanat Galerisi'nde gerçekleşen bu ilk sergi, grubun ortaya koyacağı kesin bir tanımdan çok ilk karşılaşmasıdır. Bundan sonra farklı sergiler, farklı mekânlar, yeni düşünceler ve belki yeni karşılaşmalarla biçim değiştirecek bir yolculuğun başlangıcıdır.
Bir grubun kimliği ilk sergisinde tamamlanmaz. Zaman içerisinde yapılan sergiler, sürdürülen tartışmalar, ortak deneyimler ve sanatçıların kendi üretimlerindeki dönüşümler bu kimliği sürekli yeniden kurar. Bu yüzden bu sergiyi bir sonuçtan çok bir başlangıç olarak okumayı tercih ediyorum.
Çünkü sanatın en güçlü yanlarından biri, kesin cevaplar vermekten çok yeni ilişkiler kurabilmesidir.
Sekiz sanatçı burada kendi sözünü söylüyor.
Sekiz sanatçı.
Sekiz ayrı bakış.
Sekiz ayrı dünya.
Ve bütün bu dünyaların arasında açılan yeni bir alan:
KOLEKTİF.
Erkan DOĞANAY