Sergi Detayı

Geçerken Bırakılan — görsel 1

Geçerken Bırakılan

Hakkında

Simbart Projects, 16 Ocak – 28 Şubat tarihleri arasında Metin Katırcılar, Maya Kurdoğlu, Sanem Odabaşı ve Merve Zeybek’in eserlerinin yer aldığı “Geçerken Bırakılan” isimli karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, sanatçıların doğa ile bellek arasında kurduğu bağı; belleğin bıraktığı izleri ve hatırlama biçimleriyle değişen kimlik kavramlarını sorguluyor. Bellek, figürden nesnelere, doğal malzemeden yumuşak yüzeylere taşınan; sabit değil akışkan, bireysel değil paylaşılan bir süreç olarak beliriyor. İzler, katmanlar ve sessiz yüzeyler üzerinden yeniden kurulan bir bellek anlayışı serginin ortak zeminini oluşturuyor. Metin Katırcılar’ın çalışmalarının merkezinde hafıza, kimlik ve varoluş kavramları ile belleğin değişken ve yeniden inşa edilebilir yapısı yer alıyor. Sanatçı, hatırlama ve unutma süreçlerini kendi bireysel belleğinden yola çıkarak aile fotoğrafları, mekânlar ve nesneler aracılığıyla sorguluyor. Sergide yer alan “Hafıza Yüzeyleri” isimli serisi, aile fotoğraflarından alınan figür silüetlerini mekândaki nesnelerin desenleriyle çevreleyerek bellek ve kimlik kavramlarını ele alıyor. Çalışmalarda figürlerin birer boşluk olarak bırakılması, anının zamanla silinen ve şeffaflaşan doğasına işaret ederken; nesnelerin dokusuna tutunan desenler geçmişi taşıyan somut hafıza yüzeyleri olarak öne çıkıyor. Seri, hatırlama biçimini figürün temsilinden koparıp onu kuşatan görsel kodlara odaklanıyor ve geçmişi nesnelere işlenmiş katmanlı bir arşiv olarak yeniden inşa ediyor. Maya Kurdoğlu, araştırmalarını doğal pigmentler, suluboya, mürekkep, siyah çay, mavi kelebek çayı, grafit, renkli kalem, tebeşir taşı, koton kâğıt ve metinle sürdürüyor. Sergide yer alan “fısıldayarak;” isimli çalışması, başka birinin anılarını hatırlamak üzerine, aynı anda birçok zamanda yaşama hâlini araştırıyor. Çok parçalı yapıda elementler sürekli bir değiş tokuş hâlinde bir araya geliyor. Giderek kimin neyi hatırladığı, neyin gerçek olduğu belirsizleşirken; karakterler birbirinden ayırt edilemez bir hâl alıyor. Sanem Odabaşı’nın çalışmaları, doğa, bellek ve zamanın geride bıraktığı izleri katmanlı tekstil yüzeyleri ve çağrışımla yüklü işaretler aracılığıyla ele alıyor. Sergideki eserlerde bahçe; yemyeşil, çiçeklerle dolu bir manzara olarak değil, varlığın geçerken iz bıraktığı düşünsel bir alan olarak kurgulanıyor. Renk lekeleri, dalların yapısı ve içsel bir konuşmadan yayılan düşünceler bu bahçenin temel öğelerine dönüşüyor. Pamuk, keten, ipek ve bitki bazlı boyalarla çalışan Odabaşı, doğayla sezgisel ve geçici bir ortaklık kuruyor. Yavaş dikişlerle oluşan topografik çizgiler ve doğal boyaların bıraktığı lekeler, “buradaydım” diyen bir varlık hâlinin izlerine dönüşüyor. Merve Zeybek’in eserlerinde bellek, bir sahiplik meselesi olarak değil; paylaşılan bir süreç olarak ele alınıyor. Doğa üzerinden bellek ilişkisini sorgulamak, insan merkezli hatırlama anlayışını aşmayı gerektiriyor. Burada hatırlayan yalnızca insan değildir; hatırlama, temas eden her varlıkla birlikte oluşan bir ilişkiler ağıdır. Maurice Merleau-Ponty’nin bedenlenmiş algı anlayışıyla düşünüldüğünde, hatırlama zihinsel bir geri çağırma değil; bedenin dünyayla kurduğu süreklilik içinde ortaya çıkan bir deneyimdir. Doğaya temas eden beden geçmişi yeniden hatırlamaz, onu yeniden yaşar; bellek sabit bir içerik olmaktan çok bir akış olarak belirir. Zeybek’in sanat pratiği bu dönüşümü görünür kılar; taş, toprak, su ve yaprak gibi doğal unsurlar yalnızca malzeme değil, geçmişle bugün arasında aracılık eden bellek taşıyıcıları olarak eserlerinde yer alır.