Sergi Detayı

Cumhuriyetin Kamera Arkası — görsel 1

Cumhuriyetin Kamera Arkası

Hakkında

Fotoğraf, ortaya çıktığı 19. yüzyıldan itibaren, çoğaltılabilir yapısıyla büyük bir görüntü fazlalığı ve buna bağlı olarak arşivsel bolluk yarattı. Profesyonel ve özel kullanım alanlarında biriken, seçilmeyen ya da zamanla gözden çıkarılan görüntüler, görsellik ile bellek arasında yeni ilişkilerin kurulmasına zemin hazırladı. Cumhuriyetin Kamera Arkası, fotoğrafın bu fazlalık üretme özelliğinin ürünü olan bir arşive odaklanıyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi’nden seçilen 20 binden fazla fotoğrafın önemli bir bölümü kusurlu, hasarlı ya da erken Cumhuriyet dönemine ilişkin yerleşik estetik ve ideolojik beklentilerin dışında kalan görüntülerden oluşuyor. Geleneksel sergileme ve arşiv standartları açısından çoğu zaman göz ardı edilebilecek, hatta belli yönleriyle “veri çöplüğü” olarak adlandırılabilecek bir arşivin parçası olan bu fotoğraflar, sergiyle birlikte yeniden görünürlük kazanıyor. Arşivdeki görüntüler, 1920’lerden 1950’lerin başlarına uzanarak Türkiye’nin erken cumhuriyet dönemine karşılık gelen bir zaman aralığını kapsıyor. Fotoğrafların çoğunu İstanbul’da, Cumhuriyet gazetesi foto muhabirleri Selahattin Giz ve ustası Namık Görgüç çekmiş olsa da isimlendirilmemiş negatiflerden oluşan bu koleksiyon, dönemin önde gelen diğer basın fotoğrafçılarına ait pek çok kareyi de içeriyor. Görsel haber üretiminin filtrelenmemiş, gündelik atıkları olan fotoğraflar bu yönleriyle Türkiye’de foto muhabirlik pratiğinin perde arkasına ışık tutuyor; diğer yandan da erken cumhuriyet döneminin ezilen ve dışlanan öznelerini, yoksulları, mahkumları, sokaktaki insanları öne çıkarıyor ve gündelik hayatın gayri resmi tanıklığını yaparak cumhuriyetin kamera arkasını belgeleme işlevini görüyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yıl dönümü için düzenlediği ve küratörlüğünü İdil Çetin ile Ahmet Ersoy’un yaptığı, erken cumhuriyet İstanbul’una odaklanan Cumhuriyetin Kamera Arkası, döneme dair egemen bellek şablonlarına hizmet eden bir nostalji sergisi ya da alternatif ve tekil bir büyük anlatı öneren daha doğru bir “karşı tarih” yazma iddiasında değil. Arşivin filtresiz yapısından hareketle dönemin belirsizliklerini, gerilimlerini ve çoğulluğunu görünür kılıyor; erken cumhuriyet döneminin başka şekillerde nasıl hatırlanabileceğini sorguluyor. Cumhuriyetin “cumhur”una odaklanarak izleyiciyi bu çok sesli tarihe farklı açılardan yaklaşmaya davet ediyor.