Sergi Detayı

Adlandırılamayan — görsel 1

Adlandırılamayan

Hakkında

Adı ‘Adlandırılamayan’ olan bir sergi, doğallıkla içinde bir çelişki barındırıyor; bu da karşımıza başka bir soru çıkarıyor: ‘Adlandırılamayan’, bu serginin adı mıdır, yoksa o sergi kendi adını yadsımakta ve ondan kurtulmak mı istemektedir?* Sergi, kendi adını yadsımakla, o ada geri dönmek zorunluluğunu her an yeniden ve yeniden yaşamakta ve bu döngüden kurtulamayacağını çok iyi bilmektedir: Karşıtlıkların aşılamayacağını her defasında yeniden deneyimlemektir ki* izlenen her şeye biçim veren de o ‘aşılamamazlık’ hâlidir.* Beckett’in yazdığı üzere: “Çığılıktan söz etmek niye? Belki kırılgan bir şeydir, belki çarpışan iki nesnedir.” Çok açık: Çığılıkların çarpışması sözcüklere dökülemez, yani dilin ve adlandırmaların dışında bir öyküdür dinlediğimiz… Ama hâlâ öyküyü sürdürmekten söz ediliyorsa, sessizliği de işin içine katmak gerekecektir. Ve tekrar Beckett: “Cittikçe azalıyor sözcükler, ses zayıflıyor, öyle olsun, iyi biliyorum bunu, sessizlik olacak, mırıltılarla dolu, uzak çığlıklarla, alıştığımız sessizlik, dinleyerek tükettik onu, bekleyerek tükettik, sesi bekleyerek, çığlıklar azalıyor, tüm çığlıklar gibi, daha doğrusu susuyorlar, mırıltılar duruyorlar, bırakıyorlar, ses başlıyor yeniden, denemeye yeniden başlıyor, bitmeden önce çabuk harekete geçmek gerekiyor, ses bitmeden önce, yalnızca mırıltıların, uzak çığlıkların özü kalmadan önce, çabuk denemek gerekiyor, kalan sözcüklerle, neyi deneyeceğim, bilmiyorum, unuttum, önemi yok bunun, hiçbir zaman bilmedim bunu, beni öyküme taşımalarını deneyeceğim…” Çığlıkların sessizliğe, bir adlandırılamayanın bir ada dönüştüğü ve her şeyin birbirini silip tekrar var ettiği bir öyküyü dinliyoruz bu sergide; belirsizlik sürecindeki tüm tanıklıklarımız işte bu ‘dilsiz döngü’den ibaret olacak.