Favor’un haftalık sanat bültenine hoş geldin!
Bu hafta bültenimizde 61. Venedik Bienali’ne paralel gerçekleşen “Personal Structures” sergisinde yer alacak sanatçı Burcu Ünlü’den; İrem Nur Taşkın’ın sanat yaklaşımına kadar birçok noktaya odaklanıyoruz. Posta kutunuza bir sanat kapsülü bırakıyoruz 💌
İyi okumalar,
Favor Ekibi
Her çarşamba Favor’dan bir sanat kapsülü almak için abone ol! 💌
Kuşbakışı
- Sanatçı Burcu Ünlü, 61. Venedik Bienali’ne paralel gerçekleşen resmi programkapsamında, ACT Contemporary ile European Cultural Centre Italy (ECC-Italy)tarafından 8. edisyonu düzenlenen “Personal Structures” sergisinde yer alacak. Sergi, 09 Mayıs 2026 - 22 Kasım 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.
- Paris’te yaşayan 58 yaşındaki mühendis Ari Hodara, rastgele aldığı bir çekiliş biletiyle birkaç gün sonra Picasso’nun 1941 tarihli Head of a Woman adlı eserini kazandı. Daha önce Opera Gallery’ye ait olan bu tablo için dünya genelinde 100 euroya 120 bin bilet satıldı; elde edilen gelirin ilk 1 milyon eurosu galeriye giderken, kalan kısmı Alzheimer Araştırma Vakfı’na bağışlandı. Okumak için.
- Fransa Parlamentosu, 13 Nisan’da eski kolonilerden yağmalanan kültürel varlıkların iadesine yönelik bir yasal çerçeveyi kabul etti. Macron’un 2017’de verdiği sözden yıllar sonra gelen bu yasa, zorla alınmış eserlerin geri verilmesinin önünü açarken süreci oldukça kontrollü ve seçici hale getiriyor. İade taleplerinin devletler tarafından yapılması, bilimsel komitelerce incelenmesi ve yalnızca 1815–1972 arasındaki dönemle sınırlı olması gibi şartlar getiriliyor; askeri objeler ve arşivler kapsam dışı bırakılıyor. Okumak için.
Bir İçerik

Beyaz Küpün İçinde: Galeri Mekânının İdeolojisi, İrlandalı sanatçı ve eleştirmen Brian O’Doherty tarafından yazılan ve modern sanat galerilerinin fiziksel ve ideolojik yapısını sorgulayan temel bir eser.
Brian O’Doherty’nin ortaya koyduğu “Beyaz Küp” kavramı, modern galeri mekanını düşündüğümüz kadar nötr olmayan bir yapı olarak ele alıyor. Galeriyi; biraz kilise kutsiyeti, biraz mahkeme salonu resmiyeti ve biraz da deney laboratuvarı gizemi taşıyan, oldukça kontrollü ve kurgulanmış bir alan olarak tanımlıyor. Bu yaklaşımda özellikle beyaz duvarların yarattığı tarafsızlık hissi sorgulanıyor; çünkü bu “nötr” görünen yüzeylerin aslında eserin nasıl algılandığını, hatta değerini belirleyen ideolojik bir çerçeve sunduğunu öne sürüyor.
İlk olarak 1976’da yayımlanan metinlerden oluşan bu çalışma, galeri mekânını bu açıdan ele alan en erken ve en etkili örneklerden biri. O’Doherty yalnızca mekanın estetiğini değil, aynı zamanda sanat izleme deneyiminin sosyolojik ve ekonomik arka planını da açıyor. Sanatçının bu steril ve kurgulanmış alanla kurduğu ilişkiyi, hatta çoğu zaman bu sınırlara karşı verdiği mücadeleyi de bu bağlamda okumak mümkün hale geliyor.
Bir Sergi

Geçtiğimiz haftasonu İMÇ’de “Sanatçılarla Buluşma” sergi turuna katıldık. Bu sergi turunun duraklarından biri de İmalat-hane Proje Alanı & 5533’de bulunan “Üç Usta Bin Kepenek” sergisiydi. Sergi konusunu Afyonkarahisar’ın Keçeciler Çarşısı’nda, yüzyıllardır süregelen bir zanaatin izini süren, bugün neredeyse kaybolmak üzere olan bir üretim biçimiyle karşılaşan Théophile Peris ve Alara Villa’nın deneyimlerini, araştırmasını alıyor. “Üç Usta Bin Kepenek”, bu geleneği yalnızca belgeleyen değil, aynı zamanda yeniden düşünen bir karşılaşma alanı kuruyor.
Serginin çıkış noktası olan kepenek (kalın keçeden yapılan çoban giysisi) hem işlevsel hem de simgesel bir nesne olarak ele alınıyor. Sanatçı Théophile Peris ve küratör Alara Villa’nın araştırma süreci, Afyonkarahisar’daki Erkuş Kardeşler Atölyesi’ne uzanıyor. Mehmet, İsmail ve Kemal Erkuş’un yaklaşık yarım asırdır sürdürdüğü keçecilik pratiği, serginin merkezinde yer alıyor.
1903’ten beri aynı aile tarafından işletilen bu atölye, bugün yalnızca yedi örneği kalmış bir zanaatin yaşayan hafızası gibi. Çırak yetişmemesi ve üretimin giderek azalması, bu zanaatı kırılgan bir eşikte konumlandırıyor. Sergi tam da bu eşikte duruyor: kaybolmak üzere olan bir zanaat ile onu yeniden üretmeye çalışan çağdaş bir bakış arasında.
Birlikte üretilen keçe halı, geleneksel motiflerin çağdaş bir yorumunu taşıyor. “Suyu kırma”, “sığır sidüğü” (zikzaklar) rve “hayat ağacı” gibi motifler, hem kuşaktan kuşağa aktarılan bir görsel dilin parçası hem de anlamı sabit olmayan, yeniden okunmaya açık formlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada sergi, zanaati nostaljik bir nesneye dönüştürmekten kaçınıyor; aksine, onun hala yaşayan ve dönüşebilen bir yapı olduğunu hatırlatıyor.
Üretim sürecinin kendisi de serginin önemli bir parçası. Elis Kaan Özen’in videolandırdığı süreç üzerinden ustaların çalışmasını ve tüm bu adımları takip edebiliyorsunuz. Yünün taranmasından motiflerin kesilmesine, saçma işleminden tepme makinesine kadar uzanan süreç, beden, ritim ve tekrar üzerinden şekilleniyor. Ustaların hareketleri ile makinenin sesi arasındaki uyum, zanaatin yalnızca teknik değil, aynı zamanda bedensel bir bilgi olduğunu görünür kılıyor. “Üç Usta Bin Kepenek”, bu anlamda bir sergiden çok bir karşılaşma alanı. Geleneksel üretim ile çağdaş sanat pratiği arasında kurulan ilişki, ne romantize ediliyor ne de tamamen çözülüyor.
Sergiyi 30 Nisan’a kadar İMÇ’de ziyaret edebilirsiniz.
Bir Sanatçı (LOST İş birliğiyle)

“Kalıntı, parçalanmış bir omurga formu üzerinden aidiyetin kırılgan yapısını, belleğin yükünü ve bedenin arşiv olma hâlini sorguluyor. Doğaya ait olanın yerinden koparılıp modern bir boşluğa yerleştirilmesiyle yapay bir manzara oluşuyor. Eser, izleyiciyle kurduğu bağ aracılığıyla anlamın sabit değil, her bakışla yeniden üretildiği bir zeminde var oluyor.
Sanat pratiğim; kimlik, yabancılaşma ve dönüşüm gibi kavramlarla şekilleniyor. Biçimsel kalıplara ya da estetik beklentilere bağlı kalmıyor; aksine, malzemelerin nasıl dönüştüğünü ve birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini araştırıyor. Bu süreçte ham, tamamlanmamış ve yaşayan formlar oluşturuyorum. Seramiğe olan bağımı koruyup, malzemeyle sezgisel bir ilişki kurarken sıklıkla omurga, iplik, toprak ve taş gibi unsurlar kullanıyorum; çünkü bedenin, bir bellek ve gerilim mekânı olarak taşıdığı simgesel potansiyeli, bu malzemeler aracılığıyla araştırabileceğime inanıyorum.”
Şehirlerde Bu Hafta
- Cannes!, Ara Güler Müzesi, 22 Nisan - 11 Ekim (İstanbul)
- Gölge, Kiff Bebek x Less Ordinary Studio, 16 Nisan - 17 Mayıs (İstanbul)
- Bitmeyen Emek Bitmeyen Zaman, Kasa Galeri, 24 Nisan - 30 Mayıs (İstanbul)
- Temenos: İç Deniz, Zeyrek Çinili Hamam, 17 Nisan - 30 Ağustos (İstanbul)
- Suyun Kıyısında | Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı, Pera Müzesi, 5 Mart - 23 Ağustos 2026 (İstanbul)
- Baktığı Yerde Başka Bir Dünya | Feruz Ertürer, Bulgur Palas, 13 Şubat - 16 Ağustos (İstanbul)
- Işığın Sesi | Ani Çelik Arevyan, CerModern, 7 Mart - 26 Nisan (Ankara)
- Astim Kolektifi ‘’Can Kaybı Yok’‘, CerModern, 11 Nisan - 10 Mayıs (Ankara)
- İskele Sergileri | Sonsuz Bağlantılar - Vahap Avşar, Karşıyaka Vapur İskelesi, 13 Mart - 30 Haziran (İzmir)
- Ferahfeza, Odunpazarı Modern Müze (OMM), 29 Kasım 2025—13 Eylül 2026 (Eskişehir)
- Yeniden Başla, Eldem Sanat Alanı | FIRIN, 28 Mart - 7 Haziran (Eskişehir)
- Alâka dairedeki ayrı noktalardır*, İMALAT-HANE, 14 Mart - 23 Mayıs (Bursa)


